KARAMAN ADAKÖYÜ

Kuzu Güden Çocuklar

ONLAR SÜRÜ DERDİNDE!
Kuzu güden çocuklar ah!
Kural: Kuzu güden çocuklar kuzu eti yemezler!
29 Haziran 2010 Salı 12:02

Kuzu güden çocukları düşündüğümde İlhami Atmaca’nın bir dizesi düşer aklıma: “O çocuklar öyle mahzun ağlamaya gittiler…Kuzu güden çocuklar ah!

Kuzu güden çocuklar yıllardır içimde kendilerini gütmeye devam ediyor; tüm kuzuları kurtların kapmasına inat, tüm kuzuların bir daha otlaklara dönmeyeceklerini bilmelerine rağmen, yarım kalmış oyunlarından alınmalarının hıncıyla, dağda, kırda, bayırda, metropollerde, şehirlerin ana arterlerinde, varoşlarda, pazar yerlerinde, kimi kurumlarda kendilerini güdüyorlar.

Birdenbire kalbi sökülen bir vücut gibi

Tüm arkadaşları oyun oynarken, birdenbire kalbi sökülen bir vücut gibi donup kalıyorlar kentlerin tam ortasında; herkes oyuna devam ederken bir kalp nasıl sökülüp atılırsa bir mezbeleliğe; öylece atıyorlar hayallerini oyun alanlarının kenarına. Oyunları yarım bırakılan çocuklardır onlar. Kalp atışları oyunun tam ortasındayken, vücutlarını sürükleyen o kara kuru çocuklar hayallerini de bırakırlar arkadaşlarına.

Ne de çabuk büyür o çocuklar

İki kurabiye arasına sıkıştırılmış bir lokum kadar dahi oyun oynamaya vakitleri/hakları yoktur. Her topa tekme atışlarında çağırılacakları tedirginliğiyle ayakları boşluğa savrulur. Elleri de ayakları da tam oyuna adapte olmuşken bir bağırtıyla gerçeklerine uyanırlar: “Kuzular yazıya çıkarılacak! Eve gelin!” Bu ses, rüyayı bitiren sestir. Bu ses, kabusu başlatan sestir. Bu ses, çocukluğu bitiren bir sestir.

Kuzu güden çocuklar ah!Çocuklar büyür ve kirlenir dünya

Oysa yeni alınmış televizyonun içindeki çocuklar dere kenarına pikniğe giderler, öğretmenleriyle kırda dolaşırlar, kapalı spor salonlarında forma giyerek çembere elleriyle top atarlar, ayaktopu oynadıkları saha ise engin bir vadi yeşilliğinde ve kadife yumuşaklığındadır. Kuzu güden çocuklar taşlı tarlada yirmi kere yere düşüp dizlerini kanatma pahasına yarım saat top peşinde koşmaya razıdırlar. Yeter ki oyun olsun! Ama oyunu bozan daha büyük bir oyunbozan vardır: “Al eline değneği; düş sürünün peşine! Oyun oynamak varlıklı ailelerin çocuklarının işidir!”

Analarının meleklerden ödünç aldığı kedere kesmiş çehreye

Sabah ezanını duyan anaları kalkar ilkin yatağından. Ağlamaklı bir sesle kuzu güden çocuklarını uyandırır: “Kalkın yavrularım!.. Kuzuları yazıya çıkarın! Dedeniz uyanmadan kalkın!” Ha ağladı ha ağlayacak bir ananın sesine hangi evlat duyarsız kalabilir ki?! Çocuklar ala uykulu gözlerle bakarlar; kapıyı yoklayan sabah rüzgârına, analarının meleklerden ödünç aldığı kedere kesmiş çehresine, duvarlardaki resimlere, sabahın getirdiklerine, uyandıklarında kaybettikleri rüyalarının ayak izlerine…

O yiyecek çıkını cennetten mi inme?Kuzu güden çocuklar ah!

“Bir demli çay olsa uyanırlardı”, “sofrada yemek yiyemediler”, diye kahırlansın, “uykularını alamadı yavrularım”, diye kederlenedursun kuzu gütmeye giden çocukların ardısıra anaları, elinde sıcak çörekler, içinde bir avuç tulum peyniri, iki salatalık, iki kaynamış yumurta, bir de domates… Arkalarından koşar uykulu sarsak çocukların, ellerine tutuşturur keloğlanın çıkını misali dürüm çıkınını da utançla geri döner eloğlunun evine. Kuzularını kurdun önüne atmış bir koyun gibidir ana işte tam da o vakit!

Kuzu güden çocuklar ah!
(+)

Bir bakır demliğe dolan hayal

Eşek, kulaklarını düşürmüş gidiyor sürünün önünde. Sanki bir bildiği yer varmış gibi götürüyor kuzuları ve çocukları dağın yamacına doğru. Öyle ya, içlerinde en yaşlısı o kocamış eşek. Eşeğin sırtında yirmi yıllık bir semer, semerin üzerine eski bir kilim heybe, heybenin içinde çöreklerin yanında bir bidon su, heybenin diğer gözünde bin yıldır yıkanmamış bir bakır demlik kapkara duruyor. Kuzu güden çocuklar o kara demliği düşündükçe içleri ılık ılık oluyor. Eşeğe “çüşş!” diyorlar. Köyden epey uzaklaşmışlar, güneş doğmak üzere. Güneş, altın bir tepsi gibi çıkmadan ortaya; ateş yanmalı, su kaynamalı, suyun içine acı çaydan iki avuç, toz şekerden de bir avuç dökülmelidir. Çörekler iyice soğumadan, çocuklar dünyaya tümden soğumadan…

Alamancılarda bile yok böylesi

Kuzu güden çocuklar ah!
(+)

Kuzular çiği çekilen otlardan yemeye başladıklarında küçük çobanın dili açılır: “Ağabey, termus diye bi şey varmış. Çayı soğutmuyormuş”, dediğinde, ağabeyi, “hadi lan, alamancılarda bile yok öyle icat; sen nerenden çıkarıyon?” deyince küçük olan sırıtır: “Telefizyonda gördüm valla! Hemi de bizim güğüm kadar vardı! Dışı da plastikti.” Bu söz üzerine ağabey güler: “Yalanın buradan belli! Plastik içinde çay soğur oğlum!”

Attıkları değil, yedikleri gollere sahip çıkarlar ömürleri boyunca

Kuzu güden çocuklar ah!Plastik, dünyanın ısısıyla oynamaya devam ederken kuzu güden çocuklar öğlen eve gelip, sonra da camiye gideceklerini, cümle âlemin sümüklü dediği kızları göreceklerini düşünüp heyecanlanırlar; ardından da harman yerinde top oynamaya gitmeyi… Burukluk gözlerine mil çeker. Hiçbir maçın sonunu göremeyen çocuklardır kuzu güden çocuklar. Attıkları gollere değil de yedikleri gollere sahip çıkarlar ömürleri boyunca. İkindi vakti kuzular yine yazı yabana çıkacağı sırada yeni alınmış televizyonda bir kovboy filmi vardır. İnek çobanları ata binerler ve bellerinde altın gibi parlayan silahları vardır. Film başlar, kasabaya kötü adamlar gelir. İyi adamları düelloya çağırırlar. Tam da o sırada film kopar: “Alın değneklerinizi elinize, gidin kuzularınızın başına!”

Film bitti! Doğduğunuz yerde öleceksiniz!

Film, kuzu güden çocukların hayal şeridinde akmaya devam eder. Kuzu güden çocuklar kasabaya gelen kötü adamları birer birer haklarlar. Kasabayı namussuzlardan temizlerler. En güzel kızlarla evlenirler. Papaz işi karışıktır, kasabaya bir imam gelir, nikâhı kıyar.

Kuzu güden çocuklar ah!
(+)

Kuzu güden çocuklar hayallerine kıyma ustası olmuşlardır! Yüzleri, demlikleri kadar kararır dünyaya karşı. Yağmurda futbol oynamayı seven çocuklar işte o kuzu güden çocuklardır. Çünkü yağmur sadece bereket değil, kuzu güden çocuklar için bir tatildir. Bitmemiş oyunlarını ancak çamurun ve yağmurun çizdiği özgürlük dairesi içerisinde tamamlarlar; maçı kaybetseler de galiptirler.

Çünkü onlar kuzu güderken…

Mağlupların tek zaferi ağlamaya gittiklerinde değil de gökyüzü ağladığında kazandıkları maçla gelir.

Kuzular koyun, koyunlar kurban, kurbanlar ağaçlarda meyva oldu; kuzu güden çocuklar “çocuk” olamadılar! Çünkü onlar kuzu güderken, içlerine “ne olacak sürünün hali?” diye bir kurt düştü.

Kuzu güden çocuklar ah!
Kuzu güden çocuklar ah!
Kuzu güden çocuklar ah!
Kuzu güden çocuklar ah!

 

 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=